27 07 2009

sago

İznim olmadıkça alamazsın bendekini benden Eğer alsan hesap sorar bendeki senden Böyle sorgu sual beklerken …? Ne çıkar planladığın çirkin art niyetten Bu miskinlik keyfiyetten Hali vakti yerindelikten Herşey günlük gülüstanlık olacak olsaydı Gerçekten imtihan olmazdı Gelişi güzel doğar büyür ölürdük Alimler olmasaydı bizler şuanda kördük İnsan öyle yaradılış ki Düşünür- Taşınır- Hamle Yapar Sorgusuzca başına buyruk doğrularını savunuyorsun Yanlış fikirlerden yanlış bir sen yaratıyorsun (sen) Sen abartıyorsun rahat yaşamla sapıtmayı İstanbul üstünden geçmiş bırak kendini korumayı İyiden iyiye bakıyorumda yoldan raydan çıkmışsın Tenine dokunan ellerden bir koleksiyon yapmışssın(Aferin) O yataktan bu yatağa yatıp takılıp sızmışsın Bu zihniyetle aşkı yorgan altlarında aramışsın(Aferin) Akrep ateş çemberinde harakiri yaptı sahiden Pozitif olana dek negatifim kuzen Erkek alana dek istediğini sanarsın ki Romeo Ne diller döker ki teslim olur kapana Juliet Kadınlar hassas ve hisli dilekler içlerinde gizli Hatırla iş bitince kaç Romeo gaddarca gitti Kadın olmak zor bu kadar acımasızlık sürerken Hemcinslerim abazalıktan oduncasına yanarken Taksim fuhuş yuvası partyler karı-kız kazanı derken Koleksiyonuna yeni bir bebek ekle sabah güneşi doğarken El bebek gül bebek bu yaşına kadar geldin Düşünsene bir it heriften sertçe tekme yedin Geceye aşkla vardın sabaha yabancı uyandın Bil ki sonraki gün bir başka baya anlatılacaksın Kadını kandırmaksa amaç alayınız yalancı Kapında köpek olan işi bitince yabancı Tuzağı düşeni iplemez yeni bir ava kovalar avcı Sen karar ver bu olayda kim ... Devamı

27 07 2009

aşkın tarifi budur:(

O’nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain... sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa, ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa... dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse... hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar... her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa... bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa... iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa... eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşa... Devamı

Üzerime gel ve sağ tıkla